Canı Vahdet Denizine Gark Olan Cana...

2/11/2009 · Kategori: sohbet



Cânı vahdet denizine gark olan câna,


Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetlere eriştirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır. [Nisâ:69]


İlhamıyla aşkın varlık var oldu / Önce dalgalanıp sonra duruldu
Farketmedi bu hikmeti nâdanlar / Anlayanlar can evinden vuruldu...


Bir ağaçdır bu âlem, meyvesi olmuş âdem ve bu âdem meyvesinin çekirdeğidir "söz" Lâkin ne vakit Söz söylemeye niyetlensek Hz. Pir gelir hatrımıza:
“Mâdemki Peygamber değilsin, ümmetten ol. Mâdemki pâdişah değilsin teb’asından ol. Susarak yürüyen âriflerin izine düş ve sende sus; kendiliğinden bir karara varma zahmete düşmeğe kalkışma. Bir üstadın gölgesi altında onun emirlerine uyarak ses çıkarmadan susarak yürü... Madem ki Hakk`ta fânî olup Hakk`ın lisânı olamadın; bâri kulak kesil! Bir şey söyleyeceksen bile suâl tarzında söyle de, sözün bir şeyler öğrenmeye yarasın! Padişahlar padişahıyla hiçbir şeyi olmayan fakir ve muhtaçlar gibi konuş!”
Bir perde olan "Ben"i susturup sessizce yürüme gayretindeki bu mektupta sevgiliden hikayeler nakledelim: Şeyh Sâdî, velîlerin bütün güzelliklerini Allah Rasûlü’ne borçlu olduklarını, bütün gönül sermâyelerini rûhâniyet-i Rasûlullah’tan tefeyyüz ettiklerini, Gülistan adlı eserinde temsîlî bir üslûb ile şöyle hikâye eder:
“Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil (temizleyici toprak) verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır. Adam kile sorar:
“–A mübârek! Sen misk misin, amber misin? Senin gönül çekici güzel kokunla mest oldum…”
Kil ona cevâben şöyle der:
“–Ben misk de amber de değilim. Bildiğiniz, alelâde bir toprağım. Lâkin bir gül fidanının altında bulunuyor ve her seher gül goncalarından süzülen şebnemlerle yoğruluyordum. İşte hissettiğiniz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir…”
Gül, Hazret-i Peygamber r Efendimiz’in sembolüdür. Şu fânî hayat dershânesindeki en mühim tahsil de; O Güller Şâhı’nı tanıyabilmek, O Gül’ün mübârek kokusundan ve rûhânî dokusundan nasip alabilmek, O Gül’ün yaprağında bir şebnem tânesi olabilmektir…

Heyhat o gül bahçesinde durmaya nâil olanlar dahi vuslatta gördükleri firkat hüznüyle zârı zârı ağlıyor; O güzeller güzelini dünya gözüyle gören, mâh cemaline hayran kalıp ona gönül veren aşıkların sesine Hz. Aişe (r.a) annemizin rivayetiyle kulak verelim:
Bir gün Resûlullah'ın yanına bir adam geldi ve ona dedi ki: - Ey Allah'ın elçisi! Ben seni canımdan daha çok seviyorum. Seni oğlumdan da çok seviyorum. Bazan evde otururken aklıma sen geliyorsun. O zaman ev bana dar geliyor. Hemen kalkıp yanına geliyor ve mübarek yüzüne bakarak ferahlıyorum. Seni görmesem, canım çıkacakmış gibi oluyor. Fakat beni bir mesele düşündürüyor. Yarın ikimiz de öleceğiz. Sen cennete girince, diğer peygamberlerle beraber olacaksın. Ben ise daha aşağı mertebede kalacağım için, cennette seni bir daha görememekten çok korkuyorum.
Adam sözlerini bitirdi; fakat Hz. Peygamber(sav) ona bir cevap vermedi. Derken Nisa suresinin 69. ayet-i kerimesi nazil oldu: "Kim Allah'a ve Resûlle itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."
İşte aşk budur. Aşık da ayrılık acısını daha vuslatta iken sezen bu sahabîdir. Yüce Rabbim bizleri onun şefaatına nail eylesin (Amin ya Muîn)
Ölüm Allah'ın emri/Ayrılık olmasaydı.
Ayrılıktan şikayet edenler, hicran yarasının ölümden de acı olduğunu böyle dile getiriyorlar. Anlaşılan odur ki, ölüm, Efendimizin ifadesiyle, "Lezzetleri bıçak gibi kesen" acılığına ve soğukluğuna rağmen, Allah'ın emridir diye kabullenilmiştir. Ama ayrılık hiçbir zaman munis görülmemiş, bu ölümden de soğuk nesne aşıklara her zaman "el aman" dedirtmiştir.
Her güne daha bir müslümanca doğma yolundakine lazım olan işte böylesi bir muhabbettir.

Allah'ım bu vuslatı hicran etme / Aşkın sarhoşlarını nalan etme
Sevgi bahçesini yemyeşil bırak /Bu mestlere, bahçelere kasdetme
. . .
İkbal kıblesi yalnız bu halkadır / Umut kabesin öyle viran etme
Bu çadır iplerini öyle katma / Çadır senindir eya sultan etme
Yok dünyada hicrandan daha acı / Ne istiyorsan et de onu etme

Ya Rab! Bizleri sevdiklerin ile hemdem eyle, onlardan ayırma! Onların yanı cennet, uzağı ise cehennemdir. Bizleri onlardan ayırma ki, onların nurundan doya doya içelim.
Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim





--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Mevlam, "siz muhabbet ehli Cânlar"ın hürmetine
bizim duyuşlarımızı ve niyetlerimizi temizlesin
ihlası ile olgun, saf ve berrak kılsın...
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---



....alıntı....

YAK..

2/11/2009 · Kategori: siirler___

Üç Hikaye Üç Ders...

2/11/2009 · Kategori: menkibeler___

1.Hikâye
Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
 
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.
 
2. Hikâye
En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
 
3. Hikâye
Geleceğini biliyordum…
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
 
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…
 
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir. 

   alıntıdır

dua

2/11/2009 · Kategori: Dua



ebedi

Ey Yar...

31/10/2009 · Kategori: siirler___



Ey Yarrr...Dört Duvar Arasından Sesleniyorum Sana...Yorgun ve Bir O Kadar da Durgunum Bu Gün...

Yalnızlığıma Gömüldüğüm...Çaresizliğime Terk Edildiğim Şu Odada Yazıyorum Bunları Gül Yüzlü Efendimm...

Bu Gün Her Zaman Olduğu Gibi Yalnızım...Hiç Olmadığım Kadarda Çaresizim ve Her Zaman Olduğu gibi Sessizim ve Sensizim...

Ah Yar...Bir Tebessüm Buyur Bu Garibe, Gülüşüne Bir Ömür Feda Olsun...Bir Söz Buyur Bu Acize, Nasihatına Canım Feda Olsun...

Bir El Uzat Gönlüme, Dokunuşuna Yüreğim Feda Olsun...Bir Terbiye Ver Nefsime, Güzel Ahlakına Ruhum Feda Olsun...

Bir Dua Buyur Sevenlerine, Gönüller Aşkınla Dolsun...Bir Adın Anılırsa Dillerde, Ardından Söylenen Salavat Olsun...

Ey Yar...Sevda Lehcemde Sana Layık Sözüm Yok...Gönül Bahcemde Sana Layık Gülüm Yok...Vurgunum Kapına Gelmek İstesemde...Eyvahki Heybemde Sana Layık Yüzüm Yok...

Mekke’deki Hasret...Medine’deki Vuslat...Efendim...Gül Yüzlü Efendimm...Tek Çaremsin...Tek Emelimsin...Tek İsteğimsin...

Yüz Binlerce Salât ve Selâm Olsun Sana...Yüreğimden Kopup Gelen Bir Sedâyla Sesleniyorum Sana...

Essalatü Vesselamü Aleyke Ya RasülAllah...
Essalatü Vesselamü Aleyke Ya HabîbAllah...
Essalatü Vesselamü Aleyke Ya NebiyAllah..
Esselatü Vesselamü Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel'ahirin...
                                                                                                                  bayraktar

« Önceki ::